| ido-forum.COM Mail Adresi Mail Kayıt
Mail Giriş Hem Ücretsiz Hem de Hotmail-MSN Destekli! ![]() |
| |||||||
| Üye Ol | Forum Kuralları | Albümler | Gruplar | Oyun Parkı | Arama | Bugün Gönderilenler | Forumları Okundu İşaretle |
| Duyurular - Uyarılar - Haberler |
Edebiyat Bölümü kategorisi altındaki Dök Yüreğini Rahatla forumunun █ Forsaken'in Not Defteri █ |Öyküler - Şiirler - Yazılar| konusunu incelemektesiniz. -------------------------------------------
Ulaşılamayan aşksa, o hiçbir zaman ulaşılamayacak demektir eğer aşk sonsuzluğuna şehvetle istek duyduruyorsa tabiki...Özetle ulaşıldığında yani bilindiğinde kendini yok edecek şekilde var etmiştir aşk...Aşkın kendisi düşlerin sınırsızlığında sonsuzdur ama ... mesajının devamı... |
| | LinkBack | Konu Araçları |
| | #181 |
|
-------------------------------------------
Ulaşılamayan aşksa, o hiçbir zaman ulaşılamayacak demektir eğer aşk sonsuzluğuna şehvetle istek duyduruyorsa tabiki...Özetle ulaşıldığında yani bilindiğinde kendini yok edecek şekilde var etmiştir aşk...Aşkın kendisi düşlerin sınırsızlığında sonsuzdur ama bu sonsuzluk bedende, düş olmadığından ölümlü olur...Biz ulaşılamayana aşk, ulaşılana ve doğurana da sevgi demeye devam edelim...Aşk kıvılcımdır, yangındır, karşılıklı güvensizlik barındırır...Sevgiyse karşılıklı ısıtır güvenle...Aşk düzene dönüşüp sevgi olmayacaksa yüreğime bir taş daha basıp arkamı dönüp giderim...Doğada muhteşem bir düzen var...Onu örnek almakta yarar var...Hangimiz düzensizliği tercih ederiz düzen yerine söylesenize?... Sevgili bir düşün şu cümleleri hadi...Farklı yerlerde aynı şekilde, aynı anda iki yangın çıkması sadece kasten yakılan ormanlarda görülür ki...İnan bana gönüller böyle işlemiyordur...Sevgidir beni var eden ve doğuran...Aşk, yitirilmişliğe bir yitiklik...Aşık, yitik ve silik... O yüzden sevgili, sana aşkın iniş çıkışlarını değil, sevginin bitmez devinimini sunuyorum...Beni içinde hissedebiliyormusun... Bilinmeyen beni korkutmuyor sadece huzursuz ediyor...Her zaman bir bilinmez olacak ama o anlarda işte bana güven vereceklerin gönüllerinde o güveni bulacağıma inanarak yaşıyorum...Sevgili söyle hadi, bana inanıyor musun?... Yani bir kula güvenememek yaradan’a inanamamak farklı boyutta da olsa hep bir huzursuzluk kaynağı olarak önümüzde duracak biz onu duyumsayana dek...Sevgili söyle hadi, ahizeden sevdiğimi duyabiliyor musun? | |
| | |
| | #182 |
| Gözlerinde metropol kentin ışıklarını görmüştüm, yağmurları aldırmazdım. Çünkü ben sana sırılsıklamdım, yüreğindeki sevda iklimlerine. Bulutların isyanını gök gürültüsü bastırıyordu ve amansızca yağan sağanak yağmurlarında ıslanan hep ben oldum. Sen beni hiç...hiç anlamadın ya. Ben yüreğimi sana gelen dikenli yollarında harcadım, yabancı aşklarada kapımı kilitlemiştim. Bana çok gördüğün gülümsemelerini iade al istersen, istersen başka bahara sakla.Rüzgarlarda şimdi isyanda, sonbaharın geç gelişine. Ve Eylül ayında yeni sevdaların başlangıç türküsüdür söylenir şimdi gencecik yüreklerde. Sen buna hiç...hiç inanmadın ya. Sitemlerin arkasında gittikçe duygusuzlaştığını hisettinmi? veya seviyorumların şüpheci, şaibe altındaki diğer yanını görebliyormuydun? Sabırsızlık, kıskançlık bir arada dumansız bir yangın gibi özündeki tüm senliğni alıp yakıyordu. Sevda masalı yaratırken iki kişilik bir ordu düzeninde sevginin, mutluluğun özünü hayal ederek, kendinden birşeyler koparıp eklemen lazımdı, öfkenin yaylım ateşlerine düşmeden. Sen buna hiç... hiç katlanamadın ya. Şimdi gördüğüm metropol kentin son ışıklarıda sönüyor birer, birer. Senin gidip-geldiğin gibi bu zamansız mevsimlerde geçiyor ayların ardından. Bilirmisin ayrılık ölüme benzer... bir ölüme birde ayrılığa ağlamışım çünkü geri gelmesi meçhuldur ayrılığın; ölüm ise ebedi gidiştir gelmesi imkansızdır. Sen bunlara hiç... hiç inanmamıştın ya.... | |
| | |
| | #183 |
| Dök içini rahatla, güzel yazıların için teşekkürler. | |
| | |
| | #184 |
| sen gittikten sonra biriktirdiğim yaşlar Tadın damağımda,acın içimde...Ne için ağlasam gözlerimden akan,sen gittikten sonra biriktirdiğim yaşlar...Öyle bir bittik ki biz..Ama unutulmuyor işte...Ellerinin dokunulmazlığı,gözlerinin bakılmazlığı,gülüşünün dayanılmazlığı ve seninle geçen her anın başa alınmazlığı unutulmuyor...Nice sevdalar bekliyor da gitmeye yürek mi kaldı söylesene gözlerinde içimi törpülediğim adamım? Şimdi insanlara bakıyorum,çocuğunu bekleyeni,ömrüne bir ömür daha ekleyeni var! Diyorlar ki küsme aşka..daha kimler gelecek,kimler geçecek..Oysa bilmiyorlar ki en son giden sen herşeyimi gotürdü..Oysa bilmiyorlar ki en son giden sen,daha sonra gelecekleri bile gotürdü...Şimdi ben bu eskitilmiş gençliğimle,yaşımı tersten yazıp öylece giden bir senin ardından,kime hangi sevgimi vaadedeceğim söylesene silinmiş harfim benim...Ellerimi tutana bulaşacak kokun,soluğumu paylaşan harflerini yutacak..Oysa ben yutkunamayacağım bile...Kurudu boğazım sen gideli..ki aldıgın son çiçek bile kurumamıştır daha...Gözle görülmez darbeleri gidişinin...Öyle bir yer kanıyor ki içimde,seninle aldığım nefesleri vermedim daha...Seninle aldıklarımı sensiz verdiklerimle sıvamaya çalışıyorum! Tıkanıyorum,soluğum kesiliyor | |
| | |
| | #185 |
| ANLADIM SEN DEGİLSİN Anladım!... Sen açık denizlerde pupa yelken, bense hala limandayım... geç kalmışım sana, bir kez neylersin. Anladım sen hep kaçırdığım trenler gibisin, bir türlü hareket saatine yetişemedigim. Anladım belki de ben en son trenim yada bir trende en son vagon. Yüreginde yerim yoksa bu yüzden belki, yani sana hep geç kalma meselesi... bu yüzden o yürek bana yaban hep.. hep yabancı.. hep gurbet el. Bu yüzden yalnızlıklarımın sebebisin kimbilir. Ah bu sana geç kalmalar yok mu.. yok mu bu sana kavuşamamalar, hangi zaman aracına binsem ben şimdi, binsem de kavuşsam sana ey yar. Ve hatta geçsem bir kaç fersah senin önüne. Geçsemde biraz da sen acısan en incecik yerinden.. biraz da sen kanasan yüreginden, biraz da sen umarsız ve çaresiz kalsan böyle benim gibi. Biraz da sen o kavuşamamanın acısını içinde taşısan, içini burksan, biraz da senin içinde coğalıp dursa o hicran. Ne diyeyim ey yar!... Şimdi ne söyleyeyim, ne anlatayım sana bu ayrılıktan yana, bu yokluğundan yana. Gün gün içimde büyür durur öylece işte Bu kadar kısa mı olurmuş bir sevdanın ömrü, bu kadar kısa mı daha yaşanmadan. Bir çift sözle avunurmuymuş bir yürek, ki artık o bir çift sözde yok.. Susmuşsun, suskunsun, konuşmuyorsun, elimde degil bu. İnadım inat bir kaçmalardasın, korkup saklanmalardasın. Hangi Denizdesin söylede bileyim, hangi denizsin yada... koşup durduğum.. kavuşamadığım... hangi deniz: martıların yurt edindigi... hangi deniz: dalga dalga ve kıyısız... Hangi denizsin coşkusu bende kalan. Deniz hüznü benim olan. Adresini ver... neredesin bileyim... yerin yurdun nere çıkıp geleyim.. bu yürek kalmasın sensiz Artık hiçbir denize açılmaz bu yürek.. yelken açmaz hiçbir engine... hiçbir koya uğramaz, hal hatır sormaz denizce... denizlerin dilince.. Ve hatta küser bütün denizlere sırf senin için... küser bir daha konuşmaz... belki bir tutam gök maviye bile dönüp bakmaz inan... belki sen saklısın diye o mavide. Şimdi ben başımı hangi taşlara vurayım, hangi kör bıçakla deşeyim yaramı... kalbimin ortasına kaç kurşun sıkayım.. Şimdi ben alıp başımı hangi diyarlara gideyim denizsiz... hangi sularla avutayım kendimi kıyısız. Şimdi ben neyleyim... söyle ey yar... Ne sevincim var şimdi ne mutluluğum... kalakaldım öyle tutunmasız.. Bula bula ömürsüz bir sevdayı mı koydun önüme... Bula bula alıp başını gitmelerimi.. Şimdi açık denizlerde olsan ne çıkar... düşmez peşine bu yürek bir daha... yelken açmaz asla içinde sen olduğun sularda. Bütün rüzgarlara söyledim... tersine esecekler bundan böyle... ve hatta bütün sular tersine akacaklar... dalgalar tersine.. yollar tersine.. Tersine tersine gidecegim... inadım inat vaz geçmeyecegim... Artık sen benim Deniz im degilsin... sana gelmeyecegim.... bekleme boşuna beni ey yar.. degişmez bu karar. | |
| | |
| | #186 |
| Sevdiğin kadar yaşarsın bu hayatta. Hayata sadece sevdiğin zamanlarda dokunursun. Toplu iğne bile batınca farklı acıtır sen severken. Severken insan yaşamaktan başka bir tad alır. Sevmediğin zamanlarda sadece nefes alırsın. Sanki emanet bedenini seveceğin zamanlara taşımak ister gibi zaman öldürürsün. Günler geçsin istersin, ama günler neden geçer bilmezsin. Sevmek hayatı anlamlı kılar. Sevmek zordur diken gibi, herkes sevilmez. Sevgi bir kapıyı çalmak için yanında iki kardeşini, saygıyı ve güveni görmek ister. Üçünün arkasında ise sevişmek vardır. Sevişmek hepsini birden iteler arkadan kapıya doğru. 4'ü birden bir araya gelince işte orda aşk olur. Aşk kapıyı çalmaz, kapıya yüklenir açmak için. Aşk o kadar nadir uğrarki, aşk kapıyı çalınca, dondurmaya bakan yaramaz çocuklar gibi yelkenlerini suya indirirsin. Genelde aşkı görünce yüklenmeyi beklemez kapı kendiliğinden açılır. Olaki kapı açılmazsa bir süre bu 4 birader bekleşir kapı eşiğinde. Hatta sahiplenir başkasını da sokmamaya çalışır. Saygı ve güvensiz sevgi olamaz, onlarsız sadece ihtiyaçlarını giderirsin. Saygı olmadan sevilebilir ama ona aşk denmez. Öyle bir kardeşi vardırki sevginin o olmadan sevgi kapının yanından bile geçmez. O ortadan bir an bile kaybolsa ordan uzaklaşmak ister, kaçacak delik arar. Sevginin bu vazgeçilmez kardeşi güvendir. Sevmek için güvenmen gerekir. Güven suyudur, mineralidir sevginin. Sevginin büyümesi, dallarının uzaması, çiçeklerinin güzelleşmesi için güven olmazsa olmaz koşuldur. Aslında insan kendi rahatı için güvenir. Her zaman onla ve yanında olamazsın. Yaşama devam edebilmen için güvenmen gerekir. Bazen sevgi, bazen güven önden gider. Sevginin önde gittiği zamanlarda, güvenebilmek için bahaneler uydurursun. Ufacık emarelerden bir dolu sonuç çıkarırsın. Güveni en olmadık yerlerde ve en olmadık zamanlarda hissedersin karşındakine. Güvensizlik prangalar gibi ayaklarına asılır, engeller seni. İstesen de sevemezsin güven olmadan. İlişki 4 ayaklı masadır. Bu ayaklar sevgi, saygı, güven ve sevişmektir. Güven bacağı olmadan bu 4 ayaklı masa, yavaş yavaş ve acıyla çürür. Oysa diğer 3 ayakdan biri olmadan da masa ayakta durur. Hatta bir çok ilişkide, özellikle eski olanlarında genelde bu 3 ayaktan biri eksiktir. Güven sadece 1 kez kaybedilir. 2. şansı hiçbir zaman vermez insana. Sonrasında güven duymayan hep acabalar içinde kalır. Her an nerede olduğunu ne yaptığını bilmek istersin güvenini yitirirsen. Sürekli yanında olmasını, ya da bir şey aklına gelince hemen sesini duymak istersin. Sanki yanında olunca ve sana bakarken sana ait olacak. En kötüsü ise ona ulaşmaya çalışırken ona ulaşamamaktır. İşte o zaman tüm zemberekler atar ve her türlü kötü ihtimal insanın aklına gelir. Onun yanına koşarak, uçarak gitmemek için kendini zor tutarsın. Gitsen ve herşeyin normal olduğunu görünce dahi güvenin artmaz. Bir sonraki kriz anını beklersin, artık zincir kopmuş güven kaybedilmiştir. Bir açığını yakalayana kadar rahat etmezsin. Bu kadar hayalini kurup hayatı zehir ettikten sonra eninde sonunda o açık yakalanır. Açık küçük olsa dahi haklı çıkabilmek için küçücük olay dramatize edilip büyütülür. "Ben demiştim" der güvenmeyen. Kişi kendi hazırladığı çukura düştüğünü ve o kadar zamanı başta kendine olmak üzere etrafındaki birçok kişiye nasıl zehir ettiğini çok sonraları anlayacaktır. En kötüsü severken ve ayrılamazken güveni kaybetmektir. Hangisi daha kötü, güvenip sonradan nasıl çirkin bir oyun içinde olduğunun farkına varmak mı, yoksa güvenmeyip hayatı kendine zehir etmek mi. Sanırım ikincisi daha kötü. İlkinin acısı sadece bir kere ve sonunda. | |
| | |
| | #187 |
| Olmayacaksam senin, açmayacaksam vuruşlarına kapımı, haramsa nefesin nefesime Toprak helaldir bedenime!! Aşkın didaktik maddeleri olamıyor işte, koyamıyorsun sınırları, cümlelerin yapman gerekenlerle kurulamıyor.. Onlarda tıpkı benim gibi yarım yamalak gözlerin önünde.. İnzivalara gebe yarınlar biriktiriyorum sana, korka ın tekiyim geçemiyorum ki karşına.. Diyemiyorum, canımsın, seninim gel! diye.. Anlatmıyor mu duruşum..Bu kadar mı aciz bakışlarım..Bu kadar mı küçücü üm karşında.. Kallavi hayalperestliklerim, adına yakılmış düşler arşivimde saklı.. Ben sana ait olsam ne çıkar, sen başkasının olduktan sonra.. başkasına bakıp, başkasına dokunduktan sonra Başkasına yanıp başkasına emanet etmişken kalbini, biçareli imi nasıl atarım küçücük bedenim üzerinden Taksiratım affedilir mi mahşerde.. Ben canıma de il sevdama kıymaya gidiyorum.. Sevdam sevdama kıyacak kadar büyük çünkü!! Çünkü sen böylesi sevdamıgöremeyecek kadar sevdalısınsevdalına.. Dar geliyor sokaklar, kaldırımlar kaçırmıyor beni senden.. Lambalar aydınlatmıyor uzaklarımı..Ayaklarım kaçak ve militan sesler çıkarırken, gece her adımda ba ıra ba ıra usanmadan yazarken seni içime, ve yıldızlar bile anlayamıyorken sebeb-i terk-i diyarı, bir tek sana ait olanlar ilişemiyor, taş koyamıyor sessiz yolculu uma.. Çünkü sana ait olan her şey onun.. Geçipte karşıma, ona sahip bakışını yerleştirirsen gözlerim önüne, ölüme giden bir yaşanmışlık bile bırakmazsın zaten kefenime.. Herşeyi ardıma koydum.. Ve almadım düşlerimi de yanıma, rastlarsın zamanı silik bir mekanda.. Gidiyorum.. | |
| | |
| | #188 |
| Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim. Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde... Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği... O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti. Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım. Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek. | |
| | |
| | #189 |
| Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye. Bir zamanlar bir genç varmış. Bu gencin sevdiği ve aşık olduğu dünyalar güzeli bir kız varmış. Onunla ilk bir radyoda duyduğu kan aranıyor ilanı için gittiği hastane de karşılaşmıştı. Kan verdiği kişi kızın amcasıydı. Kız ona teşekkür etmek için gittiğinde daha yeni yataktan kalkmış ve gitmek için hazırlanıyordu. Birden bulunduğu odanın kapısı açıldı ve kız içeri girdi. Çocuk ağır ağır kapıya baktı “Yine hemşirelerden biri geldi herhalde” diye düşündü, ama gelen hemşire değildi. Kız ona doğru yaklaştı “çok teşekkür ederim sayenizde amcam yaşayacak” dedi. Genç mağrur bir şekilde “ben olmasaydım bir başkası da gelir yardım ederdi. Hiç önemi değil.” Fakat kız onu dinlemedi. “Size bir yemek ısmarlayabilir miyim” dedi. Çocuk reddetmedi içinden “bu kadar güzel bir kız reddedilebilirmi” diye geçirdi. “Tabi ne zaman isterseniz.” “Hemen şimdiye ne dersiniz.” “Şimdimi ?” “Tabiki hem bende beklerken acıkmıştım” ikisi birlikte yemeğe gittiler. Yemekte muhabbetleri devam etti. Hep birbirleri hakkında konuştular. Oğlan kızdan ilk gördüğü anda hoşlanmıştı. Kız ise sadece teşekkür etmek istediği bir yabancıdan bu kadar çok hoşlanacağını düşünmemişti bile. Konuşmaları sırasında aynı şeylerden hoşlandıklarını fark ettiler, ikisi de aynı tür filmlerden hoşlanıyor, aynı tür müziği dinliyor, hatta son zamanlarda aynı kitapları okumuşlardı. Kız bir erkeğin kendisinin sevdiği şeyleri sevebileceğini daha önceden hiç düşünememişti ve karşısında böyle biri vardı. Yemekten sonra kız telefonunu verdi. “Daha sonra ararsan konuşuruz” dedi. Bu oğlanın çok hoşuna gitmişti. Akşam olduğunda kız telefonunda bir mesaj gördü “Dünyanın en güzel bayanına. İyi akşamlar” yazıyordu. Kız birden şaşırdı. Bu kadar erken bir cevap. Demek ki oğlanda ondan hoşlanmıştı. Buna çok sevindi ve hemen o da cevap gönderdi. Bu mesajlaşmaları birkaç gün böyle sürdü. Sonunda oğlan ona çıkma teklif etti. Kız hemen kabul etti. Hayatlarının en güzel günlerini yaşıyorlardı. İki sevgili , iki aşık. Aşkları o kadar büyüktü ki sevgileri o kadar içtendi ki bu sevgileri çevresindeki insanlara da yansıyordu. Fakat oğlanın ailesinin bu aşktan hiç haberi olmamıştı. Hep onunla sevilisi olmadığı için dalga geçiyorlardı, şimdi de sevgilisi olduğu için dalga geçecekleri ve bunu hiç istemiyordu. Ama kız ailesi ile tanışmayı çok istiyordu , oysa her seferinde bir bahane uydurup erteliyordu.oğlan kızın ailesini bir kere görmüştü. Ama hiç tanışmamıştı. Kızın ailesi İzmir de oturuyorlardı kendisi ise İstanbul da amcasını yanında oturuyor ve okuluna gidiyordu. Sonunda oğlan kızın ısrarlarına dayanamadı ve onu ailesi ile tanıştıracağını söyledi. Kız buna çok sevinmişti fakat daha önce ailesine gitmesi gerektiğini geri döndüğünde hemen ailesi ile tanışmak istediğini söyledi. Anlaştılar ve kız İzmir e doğru yola çıktı. Aradan bir gün geçti, iki gün geçti kızdan bir ses yoktu. Oysa İstanbul da birbirlerini görmedikleri anlarda hep telefonda birbirleri ile konuşurlardı. Peki şimdi ne oldu da aramamıştı.. yoksa ailesi mi izin vermemişti. Yada yanlış bir söz mü söyledi yanlış bir şey mi yaptı. Neden aramıyordu. Oğlan onu aramaya çalıştığında her seferinde telefonu kapalıydı. İki hafta , üç hafta , bir ay. Oğlan sonunda kızın onu bıraktığını artık onu istenmediğini düşünmeye başlamıştı ki ansınız bir akşam telefonu çaldı. Telefonu ilk kez ona bu kadar acı acı çalıyormuş gibi geldi. Telefonunun ekranına baktı, arayan oydu. Telefonunu hemen açtı “alo” “alo” telefonda ki ses kızın sesi değildi. Onun ablası olduğunu söyledi. Oğlanın telefonunu kızın rehberinde bulduğunu bir arkadaşı olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Oğlan sevgilisiydim diyemedi, “evet bir arkadaşıyım ama ondan uzun zamandır haber alamıyordum” dedi. Ablası kızın yaklaşık bir ay önce İzmir e gelirken bir trafik kazası geçirdiğini üç haftadır komada olduğunu söyleyince oğlan birden dona kadı neden onu aramadığını şimdi anlamıştı fakat ablasının konuşmasından olayın bu kadar olmadığını da anlamıştı. “Kardeşimi geçen gün kaybettik” diyince oğlanın elindeki telefon bir den yere düştü. Duyduklarına inanmamıştı sevdiği , aşık olduğu kız ölmüş olamazdı. Telefondaki ses “alo” diye birkaç kez seslendi fakat oğlanın cevap verecek hali kalmamıştı. Hala inanıyordu. İlk uçakla izmire gitti. Gerçekten ölmüşmüydü. Bunu öğrenmeliydi. Ailesine gittiğinde dünyası bir kere daha yıkıldı. Çünkü duyduklarını hepsi doğruydu. Bittiği gün aşkını toprağa veriyorlardı. Yüreği buna artık dayanamadı ve gözerinden birkaç damla yaş aktı. Onu son bir kez daha görmeliydi. Bunun için cenazeyi arkadan takip etti camiden mezarlığa kadar peşlerindeydi. Mezarlıkta görebileceği bir köşeden onları izledi. Onun yüzünü son bir kez daha gördü. Alçak bir sesle “hoşcakal aşkım, sen bu dünyada sevdiğim tek kişiydin” dedi. Arkasını dönüp mezarlıktan çıkmaya karar verdi. Tam o sırada akrasından bir ses duydu. Bu sesi daha öncede duymuştu , telefonda ölüm haberini veren sesin aynısıydı. Kızın ablası ona seslendi. Oğlan arkasını dönmeden önce gözündeki yaşları sildi. “acaba siz bu kişimisiniz” dedi ve elindeki zarfı gösterdi. Zarfın üzerinde “Biricik aşkıma” yazıyor ve yanında da oğlanın ismi vardı. Oğlan ağlamaklı bir sesle evet o benim dedi. Ablası ona “bunu ölmeden önceki gece yazmış ve size vermemi istemişti” dedi ve zarfı verip uzaklaştı. Oğlan orada mektubu titreyen elleri ile hemen açmaya çalıştı. Mektupta sadece bir iki kelime vardı. “Aşkım, seni ne kadar çok sevdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Herkes iyileşeceğimi söylese de ben öleceğimi biliyorum. Seni son bir kez görebilmek , sana son bir kez dokunabilmeyi ne kadar çok istiyorum ama mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Sana sadece tek bir şey söylemek istiyorum. SENİ SEVİYORUM VE ÖLDÜKTEN SONRA BİLE SEVİCEĞİM. Senden tek bir şey istiyorum. Benim ardımdan hayata küsme. Ona sarıl , benim için sarıl. Olumsuzluklara asla yenilme her zaman güçlü ol o zaman sevgim her zaman yanında olacak ve seni koruyacaktır. Kalp atışın olmak Sonra seni hissedebilmek Bir adımlık zamanda Bunları şiirinde sen söylemiştin bana bende sana söylüyorum bir adımlık zaman benim için sonsuza kadar sürecek hoşcakal aşkım. ” Oğlan bu yazıyı okurken göz yaşlarına artık hakim olamıyordu. Aradan yıllar geçti. O mektup hala oğlanın cebinde. Ne zaman bir olay olsa ne zaman üzülse mektubu açar ve yazanları okur üzülmemek için elinden geleni yapar. O zaman sevdiğinin yanında olduğunu bilir... Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye ... | |
| | |
| | #190 |
| Canlılar içinde sadece biz insanlar yaşamımızı şekillendirmeye çalışırız, hep yaşamın nereye gideceğine dair kontrolün bizde olmasını isteriz, sabaha aydınlık veren içimize mutluluk katan şeyler daim olsun isteriz. Mutluluğun ve gülümsemenin sınırsız olmasını, sonsuza dek sürmesini isteriz. Ama bazı şeyler istemekle gerçekleşmiyor, çaba göstermek gerekiyor, oysa herşey sevmekten ve güzel bakmaktan geçiyor, sevmenin sınırı da yok, sonu da. Bunları yazmama rağmen kendimde uygulayabilmiş değilim, insanların vahşetinden korkmuyordum ama duygularımı kullanmalarından yorulmuştum, adeta bir çember çizmiştim etrafıma ve orada özgür dünyamda yaşıyordum, üzerlerine giyilen renkler gerçek gibi görünse de insanların yürekleri griydi ve ben griler içinde kör olmuştum. Şimdiyse bir başkayım, az önce yolumu değiştirip bahçe kenarlarından geldim ofisime, parmaklarımla çiçeklere dokundum, ağaçların yapraklarına değirdim yüzümü, her şey gerçekti, bedenimdeki heyecan, yüreğimde yaşattığım sevgim, bir hayalden ibaret değildi, uzağımda duran güzelliğin diğer adı "sen" şu anda dokunduğum tüm nesnelerden daha gerçektin. Küçük bir çocuğun sevinci gibi ben hala seni tanıdığım için sevinmeye devam ediyorum. Varlığımızı bilerek, severek sürdürdüğümüz ayrı yaşamlarda, ayrı şeylere aynı anda gülümseyemiyoruz, seven tarafımız sevilen yüzümüzü görmeyebiliyor ama ben senin sevgi yüzüm olmanı istiyorum iki taraflı sevgi istiyorum. Güzellik senin gönlünde anlam buluyor ve sen bundan haber değilsin, benim yaşamımda nefes aldığım zamanları oluşturdun, artık gülümseyen yüzünün gönlüme yapışmasını, kuşların şarkıları gibi olan sesinin kulaklarımda dans etmesini istiyorum. Ne yaşarsan yaşa ben bu yaşamın içinde daima yüreğimle senin yanında olacağım, sadece aşkla değil dost yüreğimle senin yanındayım, hep senden yanayım, insanlar aşktan sevgiden belki vazgeçebilirler ama canlarından asla vazgeçemezler, sen benim canımsın. | |
| | |
| | #191 |
| Seninle içimdeki ben oldum hep, bana bu duyguyu yaşattın, sessiz duruşun kendimi olduğum gibi görmeyi öğretti, seninle olan her iletişimimde gerçek bendim, kendimden bile ne kadar zamandır uzak durduğumun farkında değilmişim. Bu yüzden ilk yazılarımda sadece arkadaş olma isteğimi dile getirdim, arkadaşın olursam seni kaybetme ihtimalim olmaz, sen hep orada olursun demiştim, içimdeki aşk çocuğunun feryatlarına rağmen bu dünyamda aşk beni hep korkutmuştu. Varım yoğum bir ben birde oydu içimdeki çılgın çocukluğumdu, onu da kaybedersem ben nasıl olurdum. Şimdi kendime soruyorum neredeyim, öyle bir aşkın içindeyim ki, kendimi tanıyamıyorum ve işin garip tarafı sen bu aşkın yoğunluğunun farkında bile değilsin. Daha Sonbahara çok var, zaman bağ bozumlarının zamanı değil, mevsimse yaprakları dalından koparacak kadar güçlü değil, peki nedir beni buradan da aşkın merkezinden de koparmaya iten güç. Melankolikmiş görünen düşüncelerime rağmen gerçekten biri olabilirim, bir sevginin içinde görüyorum kendimi, hayatım boyunca kendime ait istediğim tek yerdeyim, bu aşkı kaybetmek istemiyorum, daha önce böyle bir tecrübeyi hiç yaşamadım ve ne öncesinde ne de şimdi bir duygusuz insandan bir insan yaratmaya çalışmıyorum. Şu anda sadece yaşamın bana sarıldığını hayal etmek istiyorum, rüzgarın kulağıma oda seni seviyor diye fısıldamasını, dudaklarımdan hiç düşmeyen bir ezgiyle palmiyelerin bahçenin orta yerinde ki asil duruşunu bozup dans etmesini. Ne çok şey istiyorum değil mi? Sevgi buymuş sadece istemek, ordan burdan aşk için hayaller istemek, sonra bunları toparlayıp benim yaptığım gibi inanmak. Ya sonrası, hayatın içerisinde her zaman doğru olmak mümkün değil ama her zaman kötülüklerden arınmış, sevgiyle bezenmiş bir yürekle dolaşabilmek, bir rüyanın gerçek olması gibi, bende eskiye dönüp sıradan yaşamların içerisinde sıranın arkasında duran, gerçekten biri olabilirim ama bunu istemiyorum sevgimi istiyorum. | |
| | |
| | #192 |
| Birileri bu yaşamda sevgiyi duymadan mutlu olmayı başarıyorsa da ben onlardan biri değildim, vücudumuzdaki organların yaşamamız için birer görevi, yerine başka bir şey konulamayan işlevleri var, kalbimiz bunların başında geliyor. Kalbimizin varlığı nasıl bu yaşamın gerekliliği ise aşkın tutkusu altında birine duyulan sevgide benim için bu yaşamın gerekliliği, yalnız benim için değil, tüm sevenler içinde öyledir. Sayende kopamadığım bir hayattan, kopmak istemediğim bir sevgiden dolayı yine geldim buraya, sana yazmaya ve yazdıklarımı okumandan etkilenmeye, duygulanmaya devam ediyorum, seni sevmeye devam ediyorum, hep edeceğim. Hep seninle var olan yaşadığın dünyanda olmak isteyeceğim, ne garip bir istek değil mi? Belki farkında dahi olmayacaksın ben senin dünyanda gezinirken, ağaçlara, kuşlara, konuşamayan ama nefes alan tüm canlılara sevginin güzelliğini, seçkinliğini anlatıp duracağım. Hüznü kaldırdık bu yaşamdan diyeceğim, bir insanı sevmeyle başlayan hayatı, yeniden sevmeyi tarif edeceğim ve ben seninle birlikte sevenlerin dili olacağım, her güzellikte bir ayna gördüğümü tüm aynalarda seni gördüğümü söyleyeceğim. Sevgisiz ve anlamsızlaşan bir yürekle dolaşırken gördüm seni, dünümü unutamam artık ama yarından da korkum yok, sevgimden kaçmak yok. Bu dünyaya yalnız geliriz ve yapayalnız gideriz, önemli olan giderken bir aşkın, bir birlikteliğin mutluluğu ile gidebilmektir. Yaşamda hissedilen her şey gerçek olmasına rağmen hepsi yaşanamıyor, yaşanılan her şey ise bir fotoğraf karesi gibi işleniyor beynimize, dönüp bakıyorum geçen zamana, fotoğraflar gerçeği göstermiyor hep bir şeyler gizliyor. Her fotoğrafta seni bekleyen bir yüz, her yüzde yaşanmak istenen güzel zamanlar görüyorum ama seninle bir an göremiyorum, ben şimdi o zamanların peşindeyim. Masamda, kıyafetlerimde, sokaklarda, gördüğüm tüm objelerde, ne kadar bendesin biliyor musun? Nereye yürürsem yürüyeyim, kiminle konuşursam konuşayım ve ne yaparsam yapayım ruhumdasın, gözlerimin içindeki gülümsemelerde sen varsın. | |
| | |
| | #193 |
| Her başlangıç, insanın kendi içine doğru yapacağı cesur bir yürüyüşü gerektirir... Herkes gönüllü ya da gönülsüz yaşamının mekanı olmayan bir zamanında hiçliğe düşmüştür. Bir suç duyurusuna ismi yazılmıştır belki ve aranmıştır kaçışların paranoyasına tutsak... Her şeye sahip olmanın bile kazandıramadığı özgüveni, gözü doymamışlığın vebalini bir hiç olmakla ödemiştir kimisi de belki... Ne ye ya da kime göre bir hiç olduğunuz da önemli... Birilerinin gözünde hiç olmaktan korkmayan ve bir saniye, bir dokunuş, bir sözcük uğruna feda edebilecekleri sınırsız bir yüreğin hiçliğinden söz edilemez elbette ki... Haksızlığın yenilgisini kabullenmeyen, sevda sözlerini, esaretini hiç düşünmeden, sevdiğine söyleyebilen, dünyaya yalnızca onun gözleriyle bakabilecek kadar gözü kara, ideallerini para ya pula satmayacak kadar kendini bilen,hazinelerin yarin dudaklarındaki susuzluğa bir nehir olmakta saklı olduğunu keşfetmiş bir insanın başkaları tarafından hiç sıfatını alması ne kadar önemli ki... O kişi dünyanın her şeyine karşı zafer kazanmıştır. En vahim hiçlik bir insanın kendisine razı gördüğü bomboş bir yaşamda avucunda kalandır... Yüreğinin sadece nefes almakla yaşlanmasıdır... Hayat her perdesinde ‘’Merhaba Hüzün’’ü oynasa da, o hüznün saltanatına başkaldırmayandır, bir sevda öyküsünün kahramanı olmadan geçirilen bir ömrün son demi,yeni bir öyküye perde açamatacaktır çünkü... Peki ya siz? Tüm hücrelerinizin yokoluşunu huzurlu bir sukunete mi,fırtınalı bir sevdaya mı teslim edersiniz? Bir kez bile yüzyüze bakmadan,yarin tenini teninizde bulduğu anlamlar üzerine şiirler yazar mısınız siz? Hiç kavuşamama ihtimalinin yüreğinizi burkan acılarına karşı sevginin kalkanıyla savaşırmısınız? Bir hiç olmak uğruna,sevdayı türkü yapıp dilinize,yardan gayri bir vuslat tanımadan yürürmüsünüz,karşılanıp karşılanmayacağınızı bilmeden... Ben yürürüm.Şu anda olduğu gibi... Hiç görmediğim bir insanın sevdasıyla hem de... Tüm hiçlere,hiç yaşanmayanlara inat yürürüm...’’ | |
| | |
| | #194 | |
| Alıntı:
| ||
| | |
| Sık Kullanılanlar ( Sayfayı buradan sık kullanılanlara ekleyebilirsiniz ) |
| Konu Araçları | |
| |
Edebiyat Bölümü kategorisi altındaki Dök Yüreğini Rahatla forumunun █ Forsaken'in Not Defteri █ |Öyküler - Şiirler - Yazılar| konusunu incelemektesiniz. -------------------------------------------
Ulaşılamayan aşksa, o hiçbir zaman ulaşılamayacak demektir eğer aşk sonsuzluğuna şehvetle istek duyduruyorsa tabiki...Özetle ulaşıldığında yani bilindiğinde kendini yok edecek şekilde var etmiştir aşk...Aşkın kendisi düşlerin sınırsızlığında sonsuzdur ama ... mesajının devamı... |
| | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| █ █ █ idoAslan Günün Eğlencesi█ █ █ Fb'li Spiker-Gs'li Spiker Maç Anlatırsa Kop Kop:D | Døή CøяŁeøήe | IdoAslan Muhabbet,Sohbet,Oyun | 150 | 01-11-08 02:13 |
| █████████ Kırık Link Bildir REp Kazan █████████ | Security | Turk Adult Resimler | 11 | 11-02-08 01:36 |
| █████████ Kırık Link Bildir REp Kazan █████████ | Security | Türk Adult Download | 50 | 30-01-08 18:46 |
| ██ █Herkes Imzasina Yada Avatarina Bunun Gibi Bişeyler Eklesin!!█ ██ | FuTBoLiGaN | Çöp Kutusu ve Kapalı Bölümler | 28 | 24-04-06 02:52 |